Toplum İçinde Yaşamanın Zarafeti

Evde, apartmanda, bahçede ve ortak yaşam alanlarında karşılıklı saygı

“Zarafet, yalnızca kendi yaşam alanımızı güzelleştirmek değil; başkalarının yaşam alanına da özen gösterebilmektir.”

Bir selam, bir tebessüm — komşuluğun en sade zarafeti.

Bir selam, bir tebessüm — komşuluğun en sade zarafeti.

Evimiz, kendimizi en özgür hissettiğimiz yerdir. Kapımızı kapattığımızda dinlenir, konuşur, güler, müzik dinler, misafir ağırlar ve günlük hayatımızı kendi alışkanlıklarımızla sürdürürüz. Fakat hiçbir ev bütünüyle dünyadan bağımsız değildir. İster bir apartman dairesinde, ister bir sitede, ister bahçeli müstakil bir evde yaşayalım; hayatımız bir noktada başka insanların hayatlarıyla yan yana gelir. Bazen aynı katı paylaşırız. Bazen bizim zeminimiz bir başkasının tavanıdır. Bazen iki bahçeyi yalnızca bir çit ayırır. Bazen aynı asansörü, merdiveni, otoparkı, bahçeyi ya da apartman girişini kullanırız. Toplum içinde yaşamak bu nedenle yalnızca kendi haklarımızı bilmek değil, başkalarının haklarının başladığı yeri de fark edebilmektir. İyi komşuluk, birbirimizin hayatına karışmak değildir.

Birbirimizin yaşam hakkına özen göstermektir.

KOMŞULUK YALNIZCA NEZAKET DEĞIL, BIR HAK MESELESIDIR Komşuluk ilişkilerini çoğu zaman görgü ve nezaket kuralları çerçevesinde düşünürüz. Oysa komşuluk, hukukun da çok eski konularından biridir. Dünyanın farklı ülkelerinde aşırı gürültü, ortak alanların kullanımı, mülk sınırları, duman, koku ve çevrede yaşayanlara verilen çeşitli rahatsızlıklar farklı hukuki düzenlemelere konu olabilir. Elbette ayrıntılar ülkeden ülkeye, şehirden şehre ve yerel düzenlemelere göre değişir. Fakat bunların arkasında oldukça evrensel bir düşünce vardır: Kendi yaşam alanımızı kullanma özgürlüğümüz, başkasının huzurunu ölçüsüz biçimde bozma özgürlüğü anlamına gelmez. Hukuk, toplum içinde yaşamanın asgari sınırlarını belirler. Yaşam kültürü ise çoğu zaman bu sınırın ötesinde başlar. Çünkü televizyonun sesini kısmak, gece mobilya sürüklememek, balkondan bir örtüyü silkelemeden önce aşağıya bakmak veya bahçedeki müziğin sesini saat ilerlediğinde azaltmak için her zaman bir yasa maddesine ihtiyaç duymamalıyız. Bazen kendimize soracağımız tek bir soru yeterlidir: “Benim yaptığım, çevremde yaşayan insanın hayatını nasıl etkiliyor?”

EVIMIZIN ZEMINI, BIR BAŞKASININ TAVANI OLABILIR Apartman yaşamında en sık fark edilmeyen rahatsızlıklardan biri zemin yoluyla iletilen seslerdir. Ev içinde sert tabanlı veya topuklu ayakkabılarla yürümek, yere sert basmak, çocukların uzun süre koşup zıplaması, sandalye ve koltukları sürüklemek ya da ağır eşyaları zemine bırakmak bizim evimizde küçük bir hareket gibi görünürken alt katta çok daha güçlü duyulabilir. Özellikle akşam ve gece saatlerinde birkaç küçük alışkanlık büyük fark yaratabilir. Ev içinde yumuşak tabanlı terlik kullanmak, masa ve sandalye ayaklarına koruyucu keçe yerleştirmek, mobilyaları sürüklemek yerine kaldırarak hareket ettirmek ve uygun alanlarda halı kullanmak yalnızca ev konforuyla ilgili değildir. Bunlar, görmediğimiz komşumuza gösterdiğimiz sessiz nezaketlerdir.

SESIN DE BIR KOMŞULUK SINIRI VARDIR Gürültü yalnızca ayak sesinden ibaret değildir. Televizyonu çevredeki evlerden duyulacak kadar yüksek açmak, müziği özellikle güçlü baslarla dinlemek, ev içinde sürekli yüksek sesle konuşmak, balkonda veya açık pencere önünde uzun ve yüksek sesli telefon görüşmeleri yapmak da başka bir insanın yaşam alanına taşabilir. Bir evde eğlenceli olan müzik, yan dairede dinlenmeye çalışan biri için gürültü olabilir.

Üstelik yalnızca gece saatlerini düşünmemek gerekir. Gündüz bir komşumuz evden çalışıyor olabilir. Bir başkası gece vardiyasından dönmüş uyuyor olabilir. Yaşlı biri dinleniyor, bir bebek uyuyor veya bir öğrenci ders çalışıyor olabilir. Elbette toplum içinde yaşamak mutlak sessizlik anlamına gelmez. Çocuklar oynar. İnsanlar konuşur. Misafir gelir. Yemek yapılır. Ev işi yapılır. Hayat devam eder. Bunlar yaşamın doğal sesleridir. Önemli olan hayatın olağan sesiyle sürekli, aşırı ve önlenebilir gürültü arasındaki farkı gözetebilmektir.

Bir evde eğlenceli olan ses, yan dairede dinlenmeye çalışan biri için gürültü olabilir.

SAATIN DE BIR NEZAKETI VARDIR

Bir evde eğlenceli olan ses, yan dairede dinlenmeye çalışan biri için gürültü olabilir.

Bazı sesler gün içinde olağan karşılanabilirken gece veya sabahın çok erken saatlerinde ciddi bir rahatsızlığa dönüşebilir. Çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, yüksek ses çıkaran mutfak aletleri, matkap, çekiç, mobilya taşıma ve benzeri işler mümkün olduğunca çevrede yaşayan insanların dinlenme saatleri düşünülerek yapılmalıdır. Özellikle çamaşır makinesinin sıkma devrinde oluşan titreşimler zeminden ve duvarlardan diğer dairelere ulaşabilir. Kendi evimizde çok az duyduğumuz bir titreşim, başka bir katta çok daha belirgin hissedilebilir. Aynı şekilde gece geç saatlerde yapılmaması gereken gürültülü bir işi sabahın çok erken saatlerinde yapmak da düşünceli bir çözüm değildir. Nezaket bazen ne yaptığımızdan çok, onu ne zaman yaptığımızı bilmektir.

BALKON DA YAŞAM ALANIMIZDIR; AMA ETKISI BIZIMLE SINIRLI DEĞIL Balkon evimizin bir parçasıdır. Fakat balkonda yaptıklarımızın etkisi balkon korkuluğunda sona ermeyebilir. Halı, kilim, paspas, örtü, masa örtüsü veya kırıntılı bir sofra bezini balkondan ya da pencereden silkelemek birkaç saniyelik bir temizlik gibi görünebilir. Fakat aşağıda başka bir hayat vardır. Silkelenen toz, saç, kırıntı veya diğer kalıntılar alt kattaki komşunun balkonuna, açık penceresine, masasına, eşyalarına ve hatta yeni yıkanmış çamaşırlarının üzerine düşebilir. Kendi evimizi temizlerken başkasının evini kirletmemek, komşuluk kültürünün en temel inceliklerinden biridir. Özellikle alt katta çamaşır asılıyken yukarıdan herhangi bir şey silkelemek, kirli su dökmek veya balkon temizliği sırasında suyun aşağıya akmasına izin vermek başka bir insanın emeğini ve yaşam alanını doğrudan etkiler. Aynı hassasiyet çiçek ve saksı sularken de gösterilmelidir. Fazla suyun alt kattaki balkona, pencereye veya eşyalara akmaması gerekir. Bazen zarafet yalnızca aşağıya bakmayı hatırlamaktır.

Bazen zarafet yalnızca aşağıya bakmayı hatırlamaktır.

ÇAMAŞIR ASARKEN DE KOMŞUYU DÜŞÜNMEK

Bazen zarafet yalnızca aşağıya bakmayı hatırlamaktır.

Çamaşır asmak günlük hayatın son derece doğal bir parçasıdır. Burada mesele çamaşır asmak değil; nasıl, nerede ve çevremizi ne kadar düşünerek astığımızdır.

Çok ıslak çamaşırların üst kattan aşağıya sürekli su damlatması, alt kattaki balkonun, camların veya orada asılı temiz çamaşırların ıslanmasına neden olabilir. Bu nedenle fazla suyu alınmış çamaşırları asmak basit fakat düşünceli bir davranıştır. Ortak koridorlara, merdivenlere veya geçiş alanlarına kurutmalık yerleştirerek başkalarının kullanım alanını daraltmamak da aynı özenin parçasıdır. Balkonların binanın dış görünümünün bir parçası olduğu yerlerde ise uzun süreli düzensizlik oluşturan, cepheyi tamamen kaplayan veya ortak mimari görünümü belirgin biçimde bozan uygulamalardan kaçınmak ortak yaşam estetiğine duyulan saygının bir parçası olarak düşünülebilir. Çünkü yaşam kültürü yalnızca sesle ilgili değildir. Temizlik, düzen ve görsel çevre de paylaştığımız hayatın parçalarıdır.

KAPIMIZIN ÖNÜ, EVIMIZIN DEVAMI DEĞILDIR Apartman yaşamında sık karşılaşılan başka bir konu, kapı önlerinin kişisel depolama alanına dönüştürülmesidir. Bir dairenin kapısının önünde onlarca ayakkabı ve terliğin açıkta bırakılması, büyük ayakkabılıkların koridora taşınması, kolilerin, poşetlerin veya çeşitli kişisel eşyaların merdiven boşluklarında biriktirilmesi zamanla ortak alanı özel alana dönüştürür. Çok sayıda ayakkabının açıkta bırakılması yalnızca düzensiz bir görüntü oluşturmaz; kokuya neden olabilir, temizliği zorlaştırabilir ve koridor ya da geçiş alanını daraltabilir. Kendi evimizin düzeni, ortak alanın düzensizliği pahasına sağlanmamalıdır. Ayakkabılar ve kişisel eşyalar mümkün olduğunca evimizin kendi sınırları içerisinde tutulmalıdır. Apartman veya sitenin bu amaçla belirlediği özel alanlar bulunuyorsa elbette bunların kendi kullanım düzeni geçerlidir.

KAPI ÖNÜ, ÇÖPLÜK DEĞILDIR Apartman ve toplu yaşam alanlarında sıkça karşılaşılan bir başka alışkanlık da çöp poşetlerinin kapı önünde biriktirilmesidir. “Sonra çıkarırım” düşüncesiyle bir poşet kapı önünde bırakılır, ardından bir ikincisi eklenir. Zamanla bu, geçici bir unutkanlık olmaktan çıkıp kalıcı bir düzensizliğe dönüşebilir. Kapı önünde bekleyen çöp yalnızca görüntü kirliliği yaratmaz. Koku, sızıntı, haşere riski ve ortak koridorun temizliği açısından bütün kat sakinlerini etkileyebilir. Çöp, evden çıkarıldığında mümkün olan makul süre içinde ilgili çöp alanına, konteynıra veya toplama noktasına götürülmelidir. Apartmanın, sitenin veya yerel yönetimin belirlediği toplama düzeni ve saatleri varsa bunlara uymak da aynı özenin bir parçasıdır. Çöp poşetinin sızdırmamasına, ortak alanlarda iz veya koku bırakmamasına dikkat etmek de yalnızca temizlik değil, başkalarının yaşam alanına gösterilen saygıdır. Çünkü kapımızı kapattığımız anda sorumluluğumuz sona ermez.

Kendi kapımızın önü bize yakın olabilir; fakat koridorun havası, kokusu, temizliği ve görüntüsü herkesin ortak meselesidir.

ORTAK ALAN, ORTAK SORUMLULUKTUR Apartman girişleri, koridorlar, merdivenler, asansörler, bahçeler, otoparklar ve site içindeki ortak alanlar tek bir kişinin veya dairenin özel alanı değildir. Bisiklet, çocuk arabası, koli, eski mobilya veya başka kişisel eşyaları ortak geçişi engelleyecek ya da alanı sürekli işgal edecek biçimde bırakmamak gerekir. Asansörü gereksiz yere bekletmemek, kapıları sertçe çarpmamak, otoparkta başka bir aracın alanına taşmamak ve geçiş yollarını kişisel eşyalarla kapatmamak küçük fakat önemli davranışlardır. Ellerinde poşetler olan bir komşuya kapıyı tutmak, asansörden çıkana önce yol vermek, yaşlı veya hareket etmekte zorlanan bir komşuya alan açmak ise günlük hayatın en sade zarafetlerindendir. Ortak alan kullanmak, ortak sorumluluk taşımak demektir.

Ortak alan kullanmak, ortak sorumluluk taşımak demektir.

BAHÇEMIZ BIZE AIT OLABILIR; ETKIMIZ DEĞIL

Ortak alan kullanmak, ortak sorumluluk taşımak demektir.

Bahçeli bir evde yaşamak daha geniş bir özel alan sunar. Fakat bahçe duvarının, çitin veya ağaçların ötesinde de başka insanların evleri ve dinlenme alanları vardır. Bahçede yüksek sesli müzik dinlemek, özellikle akşam ve gece saatlerinde kalabalık sohbetlerin sesini kontrol etmemek, açık havada yüksek sesle telefonla konuşmak veya çok erken ve geç saatlerde gürültülü bahçe ekipmanları kullanmak çevredeki evleri etkileyebilir.

Bahçe davetlerinde saat ilerledikçe müziğin ve konuşmaların sesini azaltmak eğlenceden vazgeçmek değildir. Başkalarının dinlenme hakkını eğlencemizin bir parçası olarak hatırlamaktır. Mangal ve benzeri uygulamalarda da aynı hassasiyet önemlidir. Yoğun dumanın rüzgârla doğrudan komşunun bahçesine, balkonuna veya açık pencerelerine yöneldiğini fark ettiğimizde mümkünse yerini değiştirmek küçük ama düşünceli bir davranıştır. Ağaçların, dalların ve sarmaşıkların komşu alana kontrolsüz biçimde taşmamasına dikkat etmek; budama ve bahçe temizliği artıklarını yan tarafa bırakmamak; ortak sınırlarda gereksiz düzensizlik yaratmamak da bahçe komşuluğunun parçalarıdır. Bahçemizin sınırı belli olabilir; davranışlarımızın etkisi o sınırda durmayabilir.

Bahçemizin sınırı belli olabilir; davranışlarımızın etkisi o sınırda durmayabilir.

BIR SELAMIN DEĞERI

Bahçemizin sınırı belli olabilir; davranışlarımızın etkisi o sınırda durmayabilir.

Komşuluk yalnızca birbirimizi rahatsız etmemekten ibaret değildir. Apartman girişinde, asansörde, bahçede, otoparkta veya sokakta karşılaştığımız komşumuzu görmezden gelmemek de toplum içinde yaşamanın inceliklerinden biridir. “Günaydın.” “İyi günler.” “İyi akşamlar.” Bazen yalnızca küçük bir tebessüm… Birkaç saniyelik bu davranışlar aynı çevrede yaşayan insanlar arasında karşılıklı saygı ve güven duygusunu güçlendirir. Her komşumuzla arkadaş olmak zorunda değiliz. Herkesle ev ziyaretleri yapmak veya özel hayatımızı paylaşmak da gerekmez.

Samimiyet tercih olabilir; saygı ise toplum içinde yaşamanın temelidir.

İYI KOMŞULUK MAHREMIYETI DE BILMEKTIR Komşuluk, yakınlık kadar sınırları da bilmeyi gerektirir. Komşumuzun evine kimin geldiği, ne zaman çıktığı, ailesinde neler yaşandığı veya özel hayatındaki gelişmeler bizim merak alanımız olmak zorunda değildir. İyi komşu gerektiğinde yanında olur; fakat davet edilmediği özel alana girmez. Yeni taşınan bir komşuya “Hoş geldiniz” demek, hasta olduğunu bildiğimiz birine “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sormak, yaşlı bir komşunun ağır poşetlerine yardım etmek veya zor bir anında küçük bir destek sunmak komşuluk kültürünün hâlâ çok değerli parçalarıdır. Belki de komşuluğun en zarif dengesi şudur: Yakın olduğumuz için müdahale etmemek; yakın olduğumuz için kayıtsız da kalmamak.

RAHATSIZLIĞIMIZI NASIL SÖYLEDIĞIMIZ DE ÖNEMLIDIR Komşuluk ilişkilerinde zaman zaman sorun yaşanması doğaldır. Önemli olan yalnızca sorunun kendisi değil, onu nasıl ele aldığımızdır. Mümkün ve güvenli olduğu sürece, rahatsız olduğumuz bir durumu önce sakin ve doğrudan bir dille ifade etmek çoğu zaman en medeni yoldur. Kişiyi hedef almak yerine davranışı anlatmak iletişimin tonunu tamamen değiştirebilir. “Çok gürültülüsünüz.” yerine, “Gece sandalye sesi aşağıya oldukça fazla geliyor. Mümkünse biraz dikkat edebilir misiniz?” demek aynı rahatsızlığı suçlamadan ifade eder. Aynı yaklaşım balkon, bahçe, çamaşır, ortak alan veya başka bir komşuluk meselesinde de kullanılabilir. Çünkü karşımızdaki insan davranışının bizi ne kadar etkilediğinin gerçekten farkında olmayabilir. Zarif iletişim kişiyi değil, davranışı konuşur. Sorun devam ediyor veya doğrudan iletişim uygun değilse ilgili yönetim mekanizmaları ve yürürlükteki yerel kurallar çerçevesinde çözüm aranabilir.

HAKLARIMIZ KADAR SORUMLULUKLARIMIZ Komşuluk haklarından söz ederken yalnızca “Benim hakkım nedir?” diye sormak yeterli değildir. Toplum içinde yaşama kültürü bize ikinci bir soru daha sordurur: “Komşumun bana karşı hangi hakkı var?” Dinlenebilme hakkı. Mahremiyetinin korunması. Ortak alanlardan adil biçimde yararlanabilme hakkı. Temiz ve düzenli bir çevrede yaşayabilme hakkı. Kendi evinde sürekli ve önlenebilir bir rahatsızlığa maruz kalmadan yaşayabilme hakkı.

Ve bütün bunlarla birlikte günlük hayatını makul biçimde sürdürebilme hakkı… Çünkü komşuluk hakkı tek taraflı değildir. Sessizlik isteyen kişinin hakkı olduğu kadar; çocuğunu büyüten, misafir ağırlayan, günlük ev işlerini yapan ve hayatını olağan biçimde sürdüren insanın da hakkı vardır. Asıl mesele, haklarımızı birbirimizin haklarını yok saymadan kullanabilmektir. Komşuluk böyle düşünüldüğünde bir yasaklar listesi olmaktan çıkar. Karşılıklı hak, sorumluluk ve saygı kültürüne dönüşür.

ZARIF YAŞAM İLKESI

“İyi komşuluk, birbirimizin hayatına karışmak değil; birbirimizin yaşam hakkına özen göstermektir.”

Bazen bunun yolu bir selamdan geçer. Bazen kapıyı tutmaktan. Bazen televizyonun sesini biraz kısmaktan. Bazen çamaşır makinesini daha uygun bir saate bırakmaktan. Bazen sandalyeyi sürüklemek yerine kaldırmaktan. Bazen kapımızın önünü onlarca ayakkabıyla doldurmamaktan. Bazen çöp poşetini koridorda bekletmemekten. Bazen balkondan bir örtüyü silkelememekten. Bazen aşağıdaki temiz çamaşırları fark etmekten. Bazen saksıdan taşan suyun nereye gittiğine bakmaktan. Bazen bahçedeki müziği saat ilerlediğinde azaltmaktan. Bazen komşumuzun mahremiyetine saygı göstermekten. Bazen de rahatsız olduğumuz bir konuda öfkelenmeden konuşabilmekten. Çünkü toplum içinde yaşamanın gerçek zarafeti, yalnızca kendi alanımızda ne kadar özgür olduğumuzla değil; o özgürlüğü başkalarının huzuru, hakları ve özgürlükleriyle ne kadar incelikle dengeleyebildiğimizle ölçülür.