Eylülün güzel tarafı, hiçbir şeyi bir anda değiştirmemesidir.

Yaz bir sabah ansızın çekilip gitmez. Güneş hâlâ bazı günler yazı hatırlatır; bahçede birkaç çiçek açmaya devam eder, açık pencereden içeri sıcak bir hava girer. Ama sabahın serinliğinde, akşamın biraz daha erken gelişinde ve ışığın değişen renginde yeni mevsimin yaklaştığını hissederiz.

Doğa geçişleri aceleye getirmez.

Belki biz de getirmemeliyiz.

Hayatımızdaki her yeni döneme büyük kararlarla, yeni listelerle ve her şeyi bir anda değiştirme isteğiyle girmek zorunda değiliz.

Bazen küçük bir şeyi başka türlü yapmak yeterlidir.

Biraz daha hareket etmek.

Geceyi biraz daha sakin karşılamak.

Dolabımızdaki bir parçaya yeniden bakmak.

Evimizde artık ihtiyacımız olmayan bir şeye veda etmek.

Bahçeden birkaç dal kesip masaya koymak.

Uzun zamandır merak ettiğimiz bir kitabı açmak.

Bir serginin kapısından içeri girmek.

Yaşadığımız şehrin bildiğimizi sandığımız bir sokağında yeniden yürümek.

Bu sayıda hayatın birbirinden çok farklı görünen alanlarına baktık.

Bedenimize, evimize, soframıza, bahçemize, gardırobumuza, şehrimize, sanata ve kitaplara…

Ama belki hepsinin söylediği şey aynıydı:

Hayatı güzelleştirmek için hayatı baştan kurmak gerekmez.

Bazen yalnızca ona yeniden dikkatle bakmak gerekir.

Eylül şimdi yavaş yavaş yerini başka bir zamana bırakacak. Günler biraz daha kısalacak, evin ışığı değişecek, sofralar başka kokularla dolacak. Dışarıda geçirdiğimiz uzun saatlerin bir kısmını yeniden evin içine taşıyacağız.

Ve yeni mevsimle birlikte öğrenecek, deneyecek, hazırlayacak ve paylaşacak yeni şeylerimiz olacak.

Ama henüz acelemiz yok.

Çünkü her mevsimin güzelliği, biraz da kendi zamanında gelmesinde saklıdır.

Eylül giderken arkasından koşmayalım.

Son ışığını görelim.

Ve sonra, yeni mevsime kapıyı açalım.

"Zarafet bazen ilerlemek değil; bir mevsimin bitişini fark edecek kadar yavaşlayabilmektir." — Zarif Yaşam